Türkiye Neden Konut Ürettiği Halde Konut Sorunu Yaşıyor?
Türkiye, Avrupa’nın en fazla konut üreten ülkelerinden biri. Her yıl yüz binlerce yeni daire inşa ediliyor, yeni siteler yükseliyor, şehirlerin çeperleri sürekli genişliyor. Buna rağmen “konut krizi” ifadesi her geçen gün daha fazla duyuluyor. Ev almak zorlaşıyor, kiralar artıyor ve özellikle büyük şehirlerde uygun fiyatlı konut bulmak giderek imkânsız hale geliyor.
Peki ortada bu kadar çok yeni konut varken neden hâlâ ciddi bir konut sorunu yaşanıyor?
Sorunun cevabı, sadece üretilen konut sayısında değil; hangi konutun, kim için, nerede ve hangi fiyat seviyesinde üretildiğinde gizli.
Konut Sayısı ile Erişilebilir Konut Aynı Şey Değildir
Resmî istatistiklere bakıldığında Türkiye’de her yıl önemli miktarda yeni konut üretildiği görülüyor. Ancak bu üretimin tamamı toplumun ihtiyacını karşılayan konutlardan oluşmuyor.
Bir şehirde 10 bin yeni daire yapılabilir. Fakat bunların büyük bölümü yüksek gelir grubuna hitap ediyorsa, orta gelirli veya ilk kez ev alacak vatandaş için aslında yeni bir seçenek oluşmamış olur.
Dolayısıyla mesele konut üretiminin miktarı değil, üretimin hangi gelir grubuna yönelik yapıldığıdır.
Yatırım Amaçlı Talep Gerçek İhtiyacın Önüne Geçiyor
Türkiye’de konut uzun yıllardır yalnızca bir barınma aracı olarak görülmüyor. Aynı zamanda güçlü bir yatırım aracı olarak değerlendiriliyor.
Yüksek enflasyon dönemlerinde tasarruf sahipleri parasını koruyabilmek için konuta yöneliyor. Böylece aynı daireyi oturmak isteyen bir aile ile yatırım yapmak isteyen bir kişi rekabet etmeye başlıyor.
Sonuç olarak fiyatlar, gerçek kullanım ihtiyacından çok yatırım talebi tarafından şekilleniyor.
Bu durum özellikle yeni projelerde daha belirgin hissediliyor.
Konutlar Üretiliyor Ama Doğru Bölgelerde Değil
Bir şehir genelinde konut fazlası bulunabilir. Ancak insanların yaşamak istediği bölgelerde ciddi arz eksikliği oluşabilir.
İş merkezlerine yakın, ulaşımı kolay, sosyal donatıları güçlü ilçelerde yeni konut üretmek hem maliyetli hem de arsa sıkıntısı nedeniyle zorlaşıyor.
Buna karşılık şehir dışında büyük projeler geliştiriliyor.
Sonuçta istatistiklerde konut sayısı artarken insanlar çalıştıkları bölgelere yakın uygun fiyatlı ev bulamıyor.
Konut üretimi ile yaşam tercihleri arasındaki uyumsuzluk büyüyor.
Arsa Maliyetleri Fiyatları Belirliyor
Birçok kişinin düşündüğünün aksine, konut fiyatını yalnızca inşaat maliyeti belirlemiyor.
Özellikle büyük şehirlerde arsa maliyeti toplam satış fiyatının çok büyük bir bölümünü oluşturabiliyor.
İnşaat teknolojisi gelişse bile arsa üretimi mümkün olmadığı için iyi lokasyonlardaki fiyat baskısı devam ediyor.
Bu nedenle daha fazla konut üretmek her zaman daha ucuz konut anlamına gelmiyor.
Küçük Yatırımcı Yerini Büyük Sermayeye Bırakıyor
Geçmişte küçük müteahhitlerin geliştirdiği projeler piyasada önemli bir yer tutuyordu.
Artan finansman maliyetleri, krediye erişim sorunları ve yükselen inşaat giderleri nedeniyle birçok küçük geliştirici sektörden çekildi.
Bugün daha çok büyük ölçekli firmalar proje geliştirebiliyor.
Büyük projeler ise doğal olarak daha yüksek maliyetlerle ve daha yüksek satış fiyatlarıyla piyasaya çıkıyor.
Bu durum uygun fiyatlı konut üretimini sınırlıyor.
Boş Konutlar Sorunu Çözmüyor
Bir şehirde boş duran binlerce konut bulunabilir.
Ancak bu konutların önemli bir bölümü;
- yatırım amacıyla elde tutuluyor,
- satılık olarak bekletiliyor,
- yüksek fiyat beklentisi nedeniyle kiraya verilmiyor,
- yazlık veya ikinci konut olarak kullanılıyor.
Dolayısıyla fiziksel olarak var olan konut stoğu ile piyasada gerçekten kullanılabilir konut miktarı arasında ciddi fark oluşuyor.
Nüfus Hareketleri Dengeleri Değiştiriyor
Türkiye’de iç göç hâlâ güçlü şekilde devam ediyor.
İnsanlar eğitim, iş ve sosyal yaşam nedeniyle belirli şehirlere yöneliyor.
Örneğin İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve bazı sanayi şehirleri sürekli yeni nüfus çekiyor.
Bu şehirlerde talep üretim hızını yakalayamadığında fiyatlar yükseliyor.
Buna karşılık bazı şehirlerde yeni yapılan konutlar uzun süre boş kalabiliyor.
Yani ülke genelindeki toplam üretim ile yerel ihtiyaçlar aynı doğrultuda ilerlemiyor.
Finansmana Erişim En Büyük Engellerden Biri
Bugün birçok kişi istediği evi bulsa bile satın alamıyor.
Bunun temel nedenlerinden biri konut kredilerine erişimin zorlaşması ve aylık taksitlerin hane gelirine göre çok yüksek seviyelere çıkmasıdır.
Dolayısıyla sorun yalnızca fiyat değildir.
Finansman imkânlarının sınırlı olması da konut krizini derinleştiriyor.
Kentsel Dönüşüm Yeni Arzı Sınırlayabiliyor
Kentsel dönüşüm deprem güvenliği açısından büyük önem taşıyor.
Ancak dönüşüm süreçlerinde mevcut binalar yıkılırken yerine yapılan yeni projelerde bağımsız bölüm sayısı her zaman beklenen ölçüde artmıyor.
Üstelik yüksek maliyetler nedeniyle yeni dairelerin satış fiyatları eski yapı stokuna göre çok daha yüksek olabiliyor.
Bu da dönüşümün barınma sorununu tek başına çözememesine neden oluyor.
Konut Bir Sosyal Politika Konusu Haline Geldi
Eskiden konut üretimi ağırlıklı olarak özel sektörün sorumluluğu olarak görülüyordu.
Bugün ise birçok ülkede erişilebilir konut üretimi kamu politikalarının önemli bir parçası haline geldi.
Çünkü piyasa mekanizması her zaman düşük ve orta gelir grubunun ihtiyacını karşılayacak fiyat seviyesinde üretim yapamıyor.
Bu nedenle sosyal konut projeleri, kira destekleri, uygun finansman modelleri ve planlı şehirleşme politikaları giderek daha fazla önem kazanıyor.
Asıl Sorun Sayı Değil, Denge
Türkiye’nin yaşadığı konut sorunu yalnızca “yeterince ev yapılmıyor” şeklinde açıklanabilecek kadar basit değil.
Asıl mesele, üretilen konut ile ihtiyaç duyulan konut arasındaki dengenin bozulmuş olmasıdır.
Doğru lokasyonda, doğru fiyat aralığında, doğru büyüklükte ve doğru finansman modeliyle sunulmayan konutlar, istatistiklerde üretim rakamlarını artırsa da barınma sorununu çözmüyor.
Bu nedenle gelecekte konut piyasasında başarı yalnızca daha fazla bina inşa etmekle değil, toplumun gerçek ihtiyaçlarını doğru analiz ederek sürdürülebilir çözümler üretmekle mümkün olacak.
Türkiye’nin önündeki en büyük soru artık “Kaç konut üretmeliyiz?” değil; “Nasıl bir konut üretmeliyiz?” sorusudur. Bu soruya verilecek doğru cevap, hem konut piyasasının sağlıklı işlemesini hem de milyonlarca insanın daha erişilebilir koşullarda barınmasını sağlayacaktır.
Melih Kocatürk
Gayrimenkul Yatırım, Değerleme ve Pazarlama Danışmanlığı